|
Yazar adem özbay
|
|
Çarşamba, 02 Aralık 2009 |
Bilgiç bir günışığı anlattı seni bana öldüğünde başlarmış canlılığın eğilişi gibi bir ceylanın suya
bir imparator diz çökermiş saltanatında gökyüzüyle kabaran bir ezgi olurmuşsun her doğduğunda gümüş ayaklar sedef eller bulurmuşsun kutsal bir sarhoşluk verirmiş ölümsüzlük ezgilerin ve uyurmuşsun ağrıyan yanına yaslanıp da ruhunun
senden önce de gözlerim vardı ama tutumlu göremezdim görmeyi ve bir karış ırmak gibi bir zar atışına bağlamıştım her şeyi tut ki erguvar bir odunun son neferiyim ben ki tanrının en uzun ömürlü kulu iki buçuk can gibiyim
açtım dikkatin vanalarını sonuna kadar senin kilit vurduğun kabuğun içinde yaktım geçmişini obur bir kibritle lüzumsuz artık kürek çekmek yarınlara ruhlara tüneyip kısır bahşişler dağıtmak kullara
gölgeler tutun nefesinizi kulak verin beni çizen sanatkara. |